Mayoi Snail – 006.1

ss2016-11-04at05-28-15

“Bu kayıp inek tam olarak ne oluyor şimdi? Hayalet veya yaratık gibi bir şey mi? Nasıl kovuyoruz bunu?”

“Araragi-kun, işleri böyle oldu bittiye getirmekte üstüne yok. Hayrola?”

Anlaşılan Senjougahara, Oshino’yu uyandırmayı başarmıştı. Pazar keyfini böldüğü için bir güzel azar yemiş. Fakat vakit çoktan öğleyi geçmişti, yaz tatilindeydik ve Oshino için her gün pazardı. Böyle cümleler kurabilecek bir konumda değildi.

Oshino cep telefonu kullanmaz. Beni aramak için Senjougahara’nın telefonunu kullanmak zorunda kalmış. Parasızlıkla veya prensiplerle hiç alakası yok; Oshino elektronik eşyalardan hiç anlamaz.

“Tsundere-chan, konuşmak için nereye basıyorum?” dediğini duyduğum an telefonu suratına kapatasım geldi.

Telsiz kullandığını sanıyordu.

“Neler oluyor? Bu iş çığırından çıkmaya başladı. Olağanüstü. Bu kadar kısa sürede bu kadar fazla yaratıkla bana gelmeyi nasıl başarıyorsun, Araragi-kun? Keyfim yerine geldi. Vampir saldırısına uğramak yeterli değilmiş gibi bir de üstüne Başkan-chan’ın kedisi, Tsundere-chan’ın yengeci ve şimdi de bu salyangoz karşına çıkıyor.”

“Benim karşıma çıkmadı.”

“Çıkmadı mı?”

“Senjougahara ne kadarını anlattı?”

“Ah, her şeyi anlatmış olması lazım ama yarı uykulu halde olduğumdan yanlış hatırlama ihtimalim var. Ah ah, hep tatlı liseli bir kız tarafından uyandırılmak istemiştim. Rüya gibi resmen. Araragi-kun, sayende küçüklüğümden beri kurduğum hayal gerçek oldu.”

“…Nasıldı bari?”

“Hmm, tarif etmek için çok yorucuydu.” Hayaller gerçekleştirildiğinde böyle hisettiriyordu demek.

Zaman, mekan veya kim olduğunuzun pek de bir önemi olmuyordu.

“Eyvah, Tsundere-chan bana çok kötü bakıyor şu an. Eyvah eyvah. Çok korkunç. Hayrola?”

“Kim bilir…”

“Sen mesela? Kızları hiç ama hiç anlamıyorsun, değil mi Araragi-kun? Neyse, boşver. Heh. Bir kere bu dünyanın düzenine ayak uydurunca kendini geri alamıyorsun. Başkan-chan ve Tsundere-chan sınıf arkadaşların ve duyduğuma göre ikisi de oralarda oturuyormuş. Doğru mu?”

“Senjougahara artık burada oturmuyor. Ama bunun pek de bir önemi yok, Hachikuji’nin de buralarda oturduğunu sanmıyorum.”

“Hachikuji?”

“Ah, onu da mı duymadın? Hachikuji Mayoi salyangozla karşılaşan çocuğun adı.”

“Anladım…”

Bir an duraksadı.

Her zamanki sersemliğine bağlı bir duraksama değildi.

“Hachikuji Mayoi demek. Hı hı, evet anlıyorum. Şimdi parçalar birleşti. Senjougahara’nın anlattıkları yavaş yavaş aklımda belirmeye başladı. Anladım. Kaderin cilvesine bak sen. Kelime oyunu gibi.”

“Kelime oyunu? Ha, Mayoi’nin “kayıp” kelimesine olan ses benzerliğini mi diyorsun? Kayıp çocuğun kayıp inekle yollarının kesişmesi. Trajikomik bir espri, Oshino.”

“Ben böyle leş espriler yapmam. Hiçbir şeyle alay etmem. Ne demişler, bir tebessüm bin ahı gizler. Hachikuji ve Mayoi kelimelerinin birleşimini kastetmiştim. Hachikuji’nin ne olduğundan bihaber misin? Shinonome Monogatari’nin 5. kıtasında geçiyor.”

“Neyin?”

Hanekawa da böyle bir şeyden bahsetmişti.

Gerçi ben pek bir şey anlamamıştım.

“Gerçekten hiçbir şey bilmiyorsun, değil mi Araragi-kun? Şimdi uzun uzun anlatmak için güzel bir sebebim oldu fakat vakit dar. Üstelik çok da yorgunum. Efendim? Ne dedin, Tsundere-chan?”

Senjougahara anlık bir şey söylemiş olacak ki konuşmamız bir an duraksadı. Ben elbette konuştuklarından tek bir kelime bile çıkaramadım; hatta sanki özellikle ben duyamayayım diye fısıldayarak konuşuyor gibiydi.

İkisinin benden gizlediği bir şeyler vardı galiba, çok merak ettim.

“Ha…Evet.”

Sadece Oshino’nun onaylama seslerini duyabiliyordum. Ardından gelen uzun ve derin bir iç çekiş. “Araragi-kun, gerçekten hiçbir halta yaramıyorsun.”

“Efendim? Bu ne alaka şimdi? Aylak aylak dolaştığımı düşünmüyorum.”

“Tsundere-chan’a bu kadar iş yaptırırsan, kendini olanlardan sorumlu hissedecek. Kızın gelip erkeğin sorunlarına çeki düzen vermesi kadar rezil bir durum yok. Kızlar erkeklere çeki düzen verir, sorunlarına değil.

“Ah, ya.. Senjougahara’nın tüm bu işe bulaşmış olması beni de üzüyor elbet. Ayrıca sorumlu da hissediyorum. Onun olayları da daha geçen hafta çözülmüşken şimdi de bu…”

“Hayır, öyle değil. Harbiden Araragi-kun, üç tane yaratık olayını çözdükten sonra bir tarafın kalkmış anlaşılan. Haberin olsun, gördüğün veya hissettiğin şeyler gerçek değil.”

“… Öyle olmaya çalışmıyordum.”

Böylesine yıkıcı kelimeler karşısında geri adım atmaktan kendimi alıkoyamadım. Bel altı vurmuştu.

“Evet, öyle biri olmadığını biliyorum Araragi-kun. Seni en azından bu kadar tanıyorum. Sadece gözünü biraz daha iyi açıp etrafında olanları fark etmeni istiyorum. Bak şimdi beni iyi dinle. Gördüğün her şey gerçek olmayabilir; aynı şekilde göremediğin şeylerin de gerçek olduğunu söyleyemeyiz, Araragi-kun. İlk tanıştığımızda da böyle bir şeyler söylediğimi hatırlıyorum. Hatırladın mı?”

“Hatırlıyorum ama bunun benimle ne alakası var, Oshino? Kayıp inek mevzusuna geçsek artık? Şu salyangoz meselesinin altından nasıl kalkacağım onu söyle. Nasıl defedeceğiz?”

“Defetmek olarak düşünmemen gerektiğini kaç kez söyledim? Bir halttan anladığın yok. Eğer böyle konuşmaya devam edersen, illaki ileride pişman olacaksın. Doğru zaman geldiğinde hareketlerinin sorumluluğunu mutlaka sırtlan, olur mu? Neyse, kayıp ineğe dönelim. O.. şey..” Oshino tereddüt etti. “Ha ha. O kadar basit ki açıklayacak bir kelime bile yok aslında. Ne söylesem sana yardım etmiş olacağım, Araragi-kun. Ve bunu yapamam. Kendi kendine yardım etmen gerek, Araragi-kun.”

“Basit bir şey mi? Gerçekten mi?”

“Bu vampir gibi değil. Çok ender görülen bir olay. İlk kez karşılaştığın için kafanın biraz allak bullak olması normal… Ha buldum. Kayıp inek olayıyla Tsundere-chan’ın karşılaştığı yengeç olayı birbirine benziyor gibi.”

“Hmm.” Yengeç.

O yengeç.

“Ah unutmadan. Daha bir de Tsundere-chan olayı var. Of, bu hiç hoşuma gitmiyor. Benim görevim öbür taraftaki şeylerle insanlar arasında aracı olmak, insanlarla insanlar arasında aracı olmak değil. Ha ha. Ben ne yapıyorum yahu? Galiba seninle biraz fazla yakınlaştık, Araragi-kun. Ya da şöyle diyeyim, daha önce hiç kimse böyle sorunları telefondan doğru çözecek kadar rahat takılmamıştı benimle.”

“Ama en kolay yolu buydu.”

Kolay yol da olsa aslında bundan biz de hoşnut değildik. Fakat başka şansımızın olmadığını da ortadaydı.

“Bana böyle kolayca ulaşabilmeni istemem açıkçası. Yaratıklarla her karşılaştığında yakınlarda benim gibi biri olmayacak. Üstelik, bu birazcık sağduyuya sahip birinin zaten bileceği bir şey fakat, esrarengiz bir herifin yaşadığı eski bir harabeye gencecik bir kızı tek başına yollamamalısın Araragi-kun.”

“Aha, demek esrarengiz bir herif olduğunun ve harabe bir binada yaşadığının farkındaydın…”

Yine de, sonuna kadar haklıydı. Senjougahara çok istekliydi – hatta kendisi gönüllü olmuştu – ve bu şekilde endişelenecek bir şey kalmamıştı ortada.

“Ama senin ona bir şey yapmayacağını biliyorum.”

“Normalde güveni her zaman takdir ederim, fakat belirli çizgilerin çekilmesi gerek. Bu yüzden kurallar koyarız. Mahrem alanımız somut bir şey değildir. Ne demek istediğimi anladın mı? Ne olursa olsun toplum tarafından doğru karşılanmayan şeylerin bir yerde toplanması gerekir. Yoksa yapabileceğimiz şeylerin alanı küçülür de küçülür. Her kuralın bir istisnası vardır derler bilirsin. Ama eğer o bir kuralsa, istisnası olmamalı. Kaldı ki istisnalar da kuralsız var olamazlar. Ha ha. İyice Başkan-chan gibi konuşmaya başladım.”

“Nn…”

Çok haklıydı.

Senjougahara’dan özür dilemeliyim.

“Neyse, diyeceğim o ki Tsundere-chan bana senin güvendiğin kadar güvenmiyor, Araragi-kun. Sırf sen güveniyorsun diye birazcık güven besliyor o kadar. Şu an eğer en ufak bir şey olursa bu tamamen senin suçun. Tamam mı? Hayır, bir şey yapmayacağım! Gerçekten bir şey yapmayacağım! Haaayıııııır! İndir o zımbayı, Tsundere-chan!”

“……”

O zımbayı hala yanında mı taşıyor?

Demek ki alışkanlıklar öyle bir iki günde bırakılamıyor.

“Hoo… Şimdi korktum işte. Korkunç bir tsundere. İş tsundere olmaya gelince eşi benzeri yok gerçekten. Aman, neyse… hah, telefon kullanmayı hiç sevmiyorum. Konuşmak çok zor geliyor.”

“Konuşması zor? Oshino, elektronik eşyaları kullanmakta ne kadar kötü olabilirsin?”

“Olay o değil. Demek istediğim, ben burada tüm ciddiyetimle seninle konuşurken, sen o tarafta bir yandan bir şeyler içip öbür yandan manga okuyor olabilirsin. Böyle düşününce çok boş geliyor.”

“Hiç ummadığım kadar hassassın..”

Böyle şeyleri düşünen insanlar da varmış demek.

“Şöyle yapalım. Kayıp inek konusunda ne yapılması gerektiğini Tsundere-chan’a anlatayım, sen sadece onu bekle.”

“Dolaylı yoldan öğrenmem gereken bir şey mi bu gerçekten?”

“Kayıp inek kültürün bir parçası, o yüzden mevzunun kendisi bile dolaylı.”

“Öyle demek istemedim. Senjougahara’nın olayında olduğu gibi bir çeşit ritüel yapmamız gerekecek mi onu merak ettim sadece.”

“Hayır hayır. Birbirlerine benziyorlar fakat salyangoz, yengeç kadar sorunlu değil. Her şeyden önce, bir tanrı değil. Bir isim vermem gerekse, hayalet falan derdim. Yaratık veya olağanüstü varlıktan ziyade sadece bir hayalet.”

“Hayalet?”

Bana kalsa bir tanrı da, hayalet de, canavar da, olağanüstü varlık da birbirinden farksızdı. Ama aralarındaki fark Oshino için önemliydi.

Yine de… bir hayalet mi?

“Hayalet de bir yaratık çeşididir. Kayıp ineğin hikayeleri sadece bir bölgede anlatılmaz. Ülkenin her köşesinde anlatılır. Farklı farklı isimleri olan önemsiz bir yaratık fakat özünde bir salyangoz. Ah, bir şey daha Araragi-kun. Hachikuji, bambu sıklıklarındaki tapınağa verilen isimdir. Buna rağmen o zamanlar ‘Hachiku’ kısmı ‘solgun’ ve ‘bambu’ kanjisiyle yazılıyormuş. Sonuna da ‘tapınak’ ekleyince ‘Hachikuji’ oluyor yani. Hatırlarsan iki çeşit bambu var: hachiku ve moso. Hachiku günümüzde ‘bambu kesme’ anlamını taşıyarak ‘keskin bambunun gücüyle’ tabiri içerisinde geçiyor. Neyse bunun konumuzla bir alakası yok. Şimdi Hachiku’nun yazılışının niye ‘sekiz’ ve ‘dokuz’ kanjileri olarak değiştiğine gelirsek… şey, bir çeşit kelime oyunu işte. Araragi-kun, Shikoku’nun 88 Tapınağı ve 33 Batı Tapınağı isimlerine aşina mısın?”

“Evet, en azından bu kadarını biliyorum.”

Ciddi ciddi sorduğuna inanamıyorum.

“Evet, sanırım sen bile bu kadarını biliyorsundur. Neyse, çok bilinen ve az bilinen olarak ikiye ayırmazsan liste uzar gider. Yine benzer şekilde bazı tapınaklar ’89. Tapınaklar’ listesinde yer alıyor. Hachiku’nun 8 ve 9 kanjisiyle yazıldığını söylemiştim ya, işte bu isim daha sonra 88’lerden sonrasını ifade etmek için kullanılan bir isim haline gelmiş.

“Mantıklı..”

Shikoku’yla alakalıymış yani.

Bir dakika, Hanekawa Kansai ile ilgili olduğunu söylemişti sanki?

“Doğru,” dedi Oshino ben böyle sorunca. “89. olarak seçilen tapınakların çoğu Kansai tapınaklarıdır. Böyle bakınca 33 Batı Tapınakları’na daha yakın oluyor. Şimdi sorunun köküne ve trajedinin başladığı yere geliyoruz. Fark ettin mi bilmiyorum ama 8 ve 9 kanjisi biraraya geldiğinde ‘yaku’ olarak okunuyor, bu da felaket anlamına geliyor. Bir tapınak için seçilebilecek mükemmel bir isim değil mi?”

“…? Sahi şimdi düşününce ben de ismini ilk gördüğümde içimden ‘yaku’ olarak okumuştum. Ama gerçekten bu anlama gelmiyor, değil mi?”

“Anlamlarından biri de bu. Kelimeler bazen korkutucu olabiliyor. Öyle bir şeyi ki senin niyetini umursamıyor bile. Neyse, kelimenin bu anlamı yaygınlaşmaya başlayınca bu isim tapınaklarda kullanılmaz olmuş. 89.’ların çoğu  Meiji Restorasyonu kapsamında yıkıldı, şimdilik sadece çeyreği kadarı duruyor. Onların da bir zamanlar Hachikuji olarak bilindiği gizlenmeye çalışılıyor.”

“…”

Aşırı ayrıntılı açıklamaları her şeyi anlamamı daha da kolaylaştırıyordu. Öte yandan tüm öğrendiklerimi başkasına aynen aktarsam kesin rezil olurdum.

Çünkü tüm bu anlattıkları internette kolayca bulamayacağım şeylere benziyordu, o yüzden ne kadarına inanacağımı da bilemiyordum.

Biraz şüpheyle yaklaşmaya karar verdim.

“Hikayenin bu kısmını anladıysan, Hachikuji Mayoi gibi bir ismi görmenin hem manidar hem de endişe verici oluşunu anlayabilirsin. Ad ve soyad çok güzel uyuyor. Ooyake no Yotsugi* ya da Natsuyama no Shigeki* gibi. İllaki Ōkagami*‘yi okumuşsundur Araragi-kun. Mayoi’nin adı hala büyük soru işareti. Yani, çok direkt. Çok sade. O kadar sade ki insan kuşkulanmadan edemiyor. Heh, bunu hemen fark edebilseydin her şey çok daha kolay olurdu, Araragi-kun.” (ÇN: Ōkagami (Koca Ayna) anonim bir öykünün adı. Ooyake no Yotsugi ile Natsuyama no Shigeki ise içinde geçen karakterlerin isimleri. Hikaye, bu iki karakterin karşılaşmasını anlatıyor. Fakat bu karakterlerin Oshino’nun anlatmak istediğiyle ne bağı var? Öyküyü okumadığım için malesef bilmiyorum.)

“Ne demek her şey çok daha kolay olurdu? Ayrıca o..”

Hachikuji bankta oturmuş telefon konuşmamın bitmesini bekliyordu. Dinlemiyormuş gibi gözükmeye çalışsa da dinlediğinden emindim. Sonuçta onun hakkında konuşuyorduk.

“Hachikuji adını yeni almış. Ondan önce Tsunade’yi kullanıyormuş.”

“Tsunade mi? Demek Tsunade. Şimdi her şey daha da sıkı kenetleniyor. Kaderin oyunu demek için bu kadarı da fazla mükemmel. Sanki gizli bir plan dönüyor gibi. Hachikuji ve Tsunade… Evet, evet. Üstüne bir de Mayoi. Gerçekten böyle bir şeyle karşı karşıyayız demek. Ha ha. Şaka gibi. Bu kadarı da çok saçma.”

Oshino sonlara doğru iyice düşünmeden mırıldanmaya başladı.

Kendi kendine konuşur gibi görünürken aslında bana da konuşuyordu.

“Neyse pek de önemli bir şey değil. Bu şehir ilginçliklerle dolu. İlginç malzemelerle kaynayan koca bir kazan gibi. Görünüşe göre uzun bir süre daha buralardayım. Neyse, detayları Tsundere-chan’a anlatacağım, sen ona sorarsın oldu mu Araragi-kun?”

“Eh, peki madem.”

“Eğer,” Oshino alaycı bir sesle ağzını açtı. Alaycı tebessümü anında zihnimde canlandı. “Tsundere-chan sana her şeyi anlatırsa.”

Ve kapadı.

Oshino vedalaşmaktan pek anlamazdı.

 

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s