Mayoi Snail – 003

ss+(2015-12-16+at+01.41.30)

Kız dokuz ya da on yaşında gösteriyordu. Parkın köşesindeki metal reklam panosunun önünde dikilmiş, elindeki haritaya –civardaki yerleşim alanını gösteriyordu– bakıyordu.

Benden uzaktaydı, o yüzden neye benzediğini çıkaramıyordum; ama koca sırt çantası etkileyiciydi– bu yüzden, hatırlayabilmiştim. Gerçekten de bu kız, daha Senjougahara buraya gelmeden önce de o haritaya bakıyordu. O zaman erken ayrılmıştı– görünüşe göre geri gelmişti. Sanırım haritayı elindeki notla karşılaştırıyordu.

Hmm.

Galiba kaybolmuş. Eminim elindeki notta ya bir harita çizilidir ya da adres falan yazıyordur.

Sırt çantasına baktım.

Üzerine bir künye dikilmiş– “5-3, 八九寺真宵”, büyük keçeli kalemle üzerinden geçilmiş.

真宵, “Gerçek” “alacakaranlık”… okunuşu sanırım, “Mayoi” (ÇN: Okunuşu sesli olarak “kayıp” veya “tereddüt” gibi duyuluyor).

Ama 八九寺… Böyle bir soyadı nasıl okuyoruz? “Yakudera” … mı?

Bu dilden hiç anlamıyorum.

Daha akıcı konuşan birine soracağım sanırım.

“Hey, Senjougahara. Bak, reklam panosunun yanında, bir ilkokul öğrencisi var, değil mi? Sırt çantasındaki künyede yazan soyadını nasıl okursun?”

“Ne?” dedi Senjougahara usulca. “Göremiyorum ki.”

“Ah…”

Doğru.

Unuttum.

Vücudum artık normal değil — ve dün, cumartesi günü, Shinobu’nun kanımı emmesine izin verdim. Bahar tatilinde olduğu kadar kötü olmasa bile, şu an gözle görülür derecede iyi yeteneklerim var. Görüş yeteneğim de bundan nasibini aldı. Sınırlarımı birazcık zorlamamla bile — imkansız mesafeleri ve fark edilmesi mümkün olmayan şeyleri bile görebiliyorum. Bu kendi başına bir sorun değil elbette, ama etrafındakilerin göremediği şeyleri görmek — pek de doğru hissettirmiyor.

Çevreyle uyumsuzluk.

Gerçi, bu aynı zamanda Senjougahara’nın da endişesi.

“Ee… şey, o kanji 8 ve 9 sayılarını içerip, tapınak kelimesiyle birlikte ‘8-9 tapınağı’ öbeğini oluşturyor…”

“…? Eh, o zaman Hachikuji diye okunur .”

“Hachikuji?”

“Evet. Bu seviyedeki karmaşık kanjiyi de mi okuyamıyorsun, Araragi-kun? Ana okulundan nasıl mezun oldun, hayret.”

“Ana okulundan gözü kapalı mezun olabilirsin!”

“Kendini şımartıyorsun.”

Şakadan bile hata çıkarmak!?

“Şımarıklık beni eğlendirmiyor.”

“Ama sen beni eğlendiriyorsun…”

“Cidden, Araragi-kun, tarih kitapları ya da klasiklere birazcık ilgi duysan, şayet entellektüel merak içerisinde bir insan olsaydın, okuyabilirdin. Şu durumda, birisine sor ya da sorma, hayatının utancı olmalı.”

“Tabii tabii. O zaman hiç eğitim almamışım.”

“Kendini bilmek, hiç bilmemekten daha iyidir diye düşünüyorsan, koca bir hata yapıyorsun.”

“…”

Sanırım ona yanlış bir şey yapmıştım.

Çünkü sözüm ona bana olan borcunu nasıl ödeyeceğini konuşması gerekiyordu, ama..

“Ah sen yok musun… Tamam. Neyse. Hachikuji Mayoi oluyor demek… Heh.”

Garip bir isim.

Tabii, öyle demişken, “Senjougahara Hitagi” ya da “Araragi Koyomi” isimlerinden daha normal olabilir. Neyse, insanların isimleriyle dalga geçmek oldukça çirkin bir davranış.”

“Hm…” Hızlıca Senjougahara’ya bir bakış attım.

Hm-m.

Ne derseniz deyin, çocuklara pek de ayılıp bayılan bir tip değil… Onu önüne yuvarlanan bir topu tamamen ters tarafa doğru vururken hayal edebiliyorum. Ya da ağlayan bir çocuğu sırf gürültü yapıyor diye uzaklaştırırken.

İşte bu yüzden, yalnız gitmek daha kolay.

Ya da Senjougahara yerine başka birisi olsaydı, yani bir kızla gitmem çocuğun bizden şüphelenmesini önleyebilirdi.

Aman neyse.

“Hey, biraz bekleyebilir misin?”

“Tabii, ama, Araragi-kun, nereye gidiyorsun?”

“İlkokulluyla konuşmaya.”

“Yapma. Canın yanacak.”

“…”

Gerçekten, en olumsuz şeyleri bile öylece söylüyor.

Neyse, onunla daha sonra vedalaşırım.

Şimdi, çocuk.

Hachikuji Mayoi.

Banktan kalktım, park alanından karşıya– haritanın ve sırt çantalı kızın bulunduğu yere hızlı adımlarla ilerledim. Kız ümitsizce elindeki notla haritayı karşılaştırmakla meşguldü, arkasından yaklaştığımı bile fark etmiyordu.

Aramızda bir adım mesafe bırakarak, seslendim.

Mümkün olduğu kadar arkadaş canlısı ve neşeli bir şekilde.

“Hey. N’aber, kayıp mı oldun?”

Kız arkasını döndü.

İki kulak modelinde saçları, kaşlarını örtmeyecek kısalıkta kahkülleri vardı.

Kızın görünümü zeka kokuyordu.

Kız–Hachikuji Mayoi, bana uzun, inceleyen bir bakış attı ve ağzını açtı.

“Benimle konuşmayın lütfen. Sizden nefret ediyorum.”

“…”

Zombi gibi sallanarak, banka geri döndüm.

Senjougahara meraklanmıştı.

“Ee? Ne oldu?”

“Acıttı… Canım yandı…”

Düşündüğümden fazla hasar almıştım.

İyileşmeme 10 saniye kala.

“…Bir kez daha gideceğim.”

“Ama ne için, neden?”

“Çünkü bu kadar yeter,” dedim.

Ve, rövanş için.

Hachikuji adındaki kız sanki az önceki karşılaşmamız hiç yaşanmamış gibi yine panoya bakıyordu. Görünüşe göre elindeki notla kıyaslıyordu. Omzunun üzerinden bakmaya çalıştım– bir harita değil, adres vardı. Buralardan olmadığım için tam olarak anlayamadım ama, işte, yakınları tarif eden bir adresti.

“Hey sen.”

“…”

“Kayboldun, değil mi? Gideceğin yer neresi?”

“…”

“Elindeki nota bir bakayım.”

“…”

“…”

Zombi gibi sallanarak, banka geri döndüm.

Senjougahara meraklanmıştı.

“Ee? Ne oldu?”

“Beni takmadı… İlkokula giden bir kız, beni hiç umursamadı…

Düşündüğümden fazla hasar almıştım.

İyileşmeme 10 saniye kala.

“Bu sefer… yapacağım.”

“Araragi-kun, ne yapmak istediğin ya da ne yapmaya çalıştığın hakkında en ufak bir fikrim yok…”

“Boşver…” dedim.

Ve, sıradaki rövanş.

Hachikuji adındaki kız panoya bakıyor.

İlk hamleyi yapan kazanır, heh. Ensesine gelişine çaktım. Görünüşe göre Hachikuji bunu hiç beklemiyordu, çünkü alnının orta yerinden reklam panosuna son hızda çakılmıştı.

“N-ne yapıyorsun be!!”

Bana döndün.

Teşekkürler.

“Kim böyle dayak yese arkasını döner!!”

“Ah… evet, kusura bakma.” Ardarda yaşadığım şokların etkisiyle hislerim değişti. “Ama biliyor musun? ‘Tokat’ (叩) kanjisi, ‘hayat’ (命) kanjisinin bir parçasıdır.”

“Ne demeye çalışıyorsun be!?”

“Hayat, ondan tokat yediğinde ışıldamaya başlar.”

“Her yer bembeyazdı zaten!”

“Evet…”

Kıvıramadım.

Tüh.

“Tedirgin görünüyordun, yardım edebilirim diye düşünmüştüm sadece.”

“Durduk yere küçük bir kızın kafasına vurup, sonra da ona yardım eden insan diye bir şeyin bu dünyada yaşamasına imkan yok!! Kesinlikle yaşayamaz!!”

Şu an gerçekten temkinliydi.

Onu suçlayamam, doğal olarak.

“Ah, o zaman üzgünüm. Gerçekten özür diliyorum! Şey, adım Araragi Koyomi.”

“Oh, Koyomi. Kız ismi gibi.”

“…”

Al işte.

İlk tanışmalarda genelde böyle bir laf yemem.

“Kadınsı kokuyorsun!! Lütfen yaklaşma!!”

“Bir kadının bunu söylemesini görmezden gelemem, hem de çok küçük bir kadının, söylemesini…”

Bir dakika, bir dakika.

Sakinleş, sakinleş.

Önce güven–değil mi?

Havayı biraz yumuşatmak lazım, yoksa konuşma falan olmayacak.

“Ee, senin adın ne?”

“Hachikuji Mayoi. Adım Hachikuji Mayoi. Annemle babamın koyduğu, benim için çok özel bir isim.”

“Aha…”

En azından okunuşu doğruydu, ama…

“Neyse, lütfen benimle konuşmayın!! Sizden nefret ediyorum!!”

“O neden şimdi?”

“Çünkü arkamdan vurdun!”

“Dayak yemeden önce de benden nefret ettiğini söylemiştin.”

“O zaman, önceki yaşantımdan karma olmalı!!”

“Yeni uydurulmuş bir nefret edilme sebebi gibi duruyor.”

“Henüz doğmadan önce yeminli iki düşmanmışız!! Ben görkemli bir prenses, sen ise kötü kalpli kralmışsın!!”

“Yoldan saptın.”

Yabancıları takip etme.

Seninle konuşmaya çalışan yabancıları görmezden gel.

Zaman kötü ve çocuklar iliklerine kadar bu tarz ikazlara maruz kalıyorlar… Ya da belki de çocukların pek de hoşnut bulmadığı bir görünüşüm var..

Her türlü, bir çocuğun sizden nefret etmesi can yakıyor.

“Artık sakinleşelim. Canını yakmayacağım. Ben de buralarda yaşıyorum, ve buralarda görülmeyecek kadar hayvan gibi arkadaş canlısı bir adamım, görmüyor musun?”

Tamam, biraz abartmıştım ama onunla baş edebilmek için uygun seviyede bir abartmaydı. Söz konusu çocuklar veya başkası olunca en iyi plan, kolayca baş edilemeyecek biri olduğunuzu düşündürmektir. Hachikuji ikna oldu veya olmadı, ondan beklenecek bir şekilde mırıldanarak “Pekala,” dedi ve ekledi, “O kadar şüpheci davranmayacağım.”

“İşte böyle.”

“O zaman Hayvan-adam…”

“Hayvan-adam!? O kim be!?”

Yok artık…

Söyleniş tarzını geç, söylediklerimin yarısını silmişti ve artık saçma sapan aşağılık bir yaratık olmuştum.. Tamam, yanlış duymuştu ama ya başkaları da yanlışlıkla duyarsa? Üstelik ben de tekrarlamıştım, kendime öyle seslenmek…

“Bana bağırıyor!! Korkuyorum!!”

“Bak, bağırdığım için kusura bakma ama bir insana Hayvan-adam demek çok korkunç! Kim olsa bağırır!!”

“Gerçekten mi?… Ama önce sen kendine öyle dedin. Samimiyetle sana uydum.”

“Bu dünyada samimiyetle yaptığın her şeyin doğru olması diye bir şey yok… Ve yanlış duydun.”

Aslında, söylediği şey çok mantıklı. Sadece, kısaltarak kullanıldığında kulağa mutant gibi gelmeye başlıyor… Ama yine de.

“Yani diyorum ki, anlamasan bile o şekilde kısaltmamalısın.”

“Tabii. Öyle mi? Anlıyorum. O zaman “çılgın” kelimesine benziyor… Yani heyecanlanıp, hezeyanla “Çılgın!!” diye bağıran karakterleri kabul ederken, üçüncü ağızdan “Çıldırmaya meyilli bir insandı…” diye tanıtılan bir karakteri kabul edemiyorsun. Değil mi?”

“Emin değilim… Ben, şahsen, heyecanlanıp, hezeyanla “Çılgın!” diye bağıran birini gerçekten kabul edemem…”

“O zaman, sana nasıl sesleneyim?”

“Normal bir şekilde, elbette.”

“Pekala. Araragi-san?”

“Evet, bu normal işte, normal ol!”

“Senden nefret ediyorum, Araragi-san.”

“…”

“Kokuyorsun!! Lütfen bana yaklaşma!!”

“Kadın kokmamdan da mı kötü bir yere mi gidiyor?!”

“Ah… Evet, “kokmak” biraz acımasız bir ifade olabilr. Düzelteyim.”

“Evet, mümkünse.”

“Yabancı kokuyorsun!! Lütfen bana yaklaşma!!”

“Kendinle çelişiyorsun, daha demin resmen tanıştık!”

“Umrumda değil, banane!! Lütfen, bir an önce başka bir yere git!!”

“Olmaz… Ee, kayıp mı oldun?”

“Bu benim için hiç de korkunç bir durum değil!! Bu tarz sorunlara alışkınım!! Benim için günlük bir olay!! Hele benim gibi bir gezgin için!!”

“Rehber ya da başbelası? Eğer bu doğruysa, kaybolmuş anlamına gelmezdi, ama yazık. “…Bir dakika, niye bu kadar fevri davranıyorsun?”

“Davranmıyorum!!”

“Görebiliyorum.”

“Al sana!!”

diye bağırdı Hachikuji, bana tüm ağırlığıyla uçan tekme atarken. İlkokullu bir kızın böyle mükemmel pozisyonlamaya sahip, omurgamı kıracak güçlükte bir tekme atabileceğini düşünmemiştim. Yine de, tanrıya şükür, bir ilkokulluyla liseli arasında gözle görülür bir boy farkı vardı. Gözden kaçıramayacağın bir farktı bu. Hachikuji’nin uçan tekmesi pek tabii yüzüme de gelebilirdi, ya da yanıma çarpardı. Elbette, birisi ayakkabısının ucuyla yanınıza ne şekilde vurursa vursun alacağınız hasar aynı olurdu. Ama “dayanılmaz” derecede olmazdı. Süratle, Hachikuji’nin bacağı bana çarptığı an, bacağını yakaladım ve bileğinden kavradım.

“Yakalanmışım!” diye bağırdı Hachikuji, ama artık çok geçti. … Şu an tek ayağının üzerinde duran Hachikuji’nin diğer ayağını da, o daha bir şeylerin farkına varamadan, topraktan turp çıkarır gibi havaya kaldırmadan önce “Yakalanmışım” kelimesinin doğruluğunu Senjougahara’ya daha sonra sormaya karar verdim. Judo’da, bu arada, tam da şu an yaptığım şeyi yasaklayan bir kural var. Ama maalesef, bu bir sokak dövüşü. Hachikuji havadaydı, ve aynı zamanda eteğinin altı tam gözümün önünde, hem de sevimli bir açıyla duruyordu. Ama ben, pedofili olmadığımdan, şu kadarcık bile dikkatim dağılmamıştı. Onu arkama doğru savurdum.

Ama, farklılığımız bu sefer önceki gibi işlemedi. Hachikuji küçüktü, ve, mindere çarpmanın saliseler aldığını düşündüğümüzde benim gibi bir adamın çok az vakti kalmıştır. Öbür yandan, bu kısacık zaman diliminde, Hachikuji düşüncelerini toparlayabilir ve boştaki eliyle saçımdan tutabilirdi. Nedense, saçımın küçük bir kısmını uzatıyordum — Hachikuji’nin küçücük parmakları bile kavrayabilirdi. Acı tüm kafatasıma yayılınca, Hachikuji’nin bileğini bıraktım.

Ama Hachikuji kaçacak kadar toy değildi. Hala sırtımda, yere inmeyi beklemeden omzumu eksen olarak kullanıp döndü ve kafama saldırmayı başardı. Saldırıyı püskürtmüştü. Vurdu. Ama cansızdı.  Ayakları sağlam basmadığından, kuvvetini veremiyordu. Sokak dövüşündeki deneyim, yaş farkıyla birlikte iyice ortaya çıkmıştı. Bitirmek için acele etmedim; sakinleştim. Dövüşü tek bir darbeyle bitirebilirdim. Kısasa kısas. Zafere giden yol.

Bana vurduğu kolunu -sanırım sol- yakalamayı başardım — bir dakika, sırt sırtayız, o zaman sağ kolu olması gerek. O zaman, sağ kolunu yakaladım ve o mesafeden omzumun üstünden savurarak devam ettim!

Bu sefer — işe yaradı.

Hachikuji sırt üstü yere düştü.

Ne olur ne olmaz diye, mesafemi korudum–

Ama pek de kalkabilecek halde gözükmüyordu.

Kazandım.

“İşte böyle, seni küçük bacaksız– bir ilkokullunun bir liseliyi gerçekten dövebileceğini mi düşündün?! Fuhahahahahhahah!”

Birisi tam da şu an bir liselinin küçük bir ilkokulluyla dövüşüp, omzunun üstünden var gücüyle yere çaktığına ve hatta zafer kahkahaları attığına şahit olabilirdi.

Yani, benim.

Demek ki Araragi Koyomi küçücük bir kıza eziyet edip, keyifle gülebilecek bir adamdı.. Kendimden iğrendim.

“…Araragi-kun,” soğuk bir tonla seslendi.

Arkamdaki Senjougahara’ya döndüm.

Sanırım daha fazla izlemeye dayanamadı ve buraya geldi.

Şüpheli bir ifadeyle.

“Seni cehenneme kadar takip ederim demiştim, evet ama, ne kadar aşağılık bir adam olduğunu gördükten sonra, benim, ah, acım kesinlikle başka bir dava, o yüzden beni yanlış anlama.”

“…Lütfen açıklamama izin ver.”

“Tabii.”

“…”

Açıklayamadım.

Açıklanacak bir şey yoktu ki.

Bekleneni yaptım.

“Ee, geçmişte olanları sonraya bırakalım, o–” parmağımı tozlar içinde yatan Hachikuji’ye doğrulttum. Yani, tam anlamıyla sırtüstü çakıldı diyemem. Sırtındaki koca çanta düşüşünü yumuşatmıştı, o yüzden o kadar kötü olmamalı. “Yolunu kaybetmiş olmalı. Arkadaşları ya da ailesiyle de değilmiş, diye tahmin ediyorum. Ah, ben sabahtan beri bu parktaydım, epey de oldu, o henüz sen gelmeden çok daha öncesinden burada yine bu panoya bakıyordu. O zaman pek dikkat etmemiştim ama uzun bir süre sonra geri geldi. Demek ki gerçekten kaybolmuş, değil mi? Birileri onu arıyorsa işin şakası yok demektir, o yüzden ona yardım edebileceğimi düşündüm.”

“…Hmm.”

Senjougahara onayladı, bu da bir şeydi, ama şüpheli ifadesi değişmedi. Neyse, böyle bir niyetin nasıl dayakla sonuçlandığıyla ilgili bir ton sorusu olduğunu çok iyi görebiliyordum, ama bunu gerçekten açıklayamam. İki savaşçı ruhun birbiriyle çatışmasından başka bir şey diyemem.

“Ah.”

“Evet?”

“Yani, mantıklı geldi… Durumu daha iyi kavradım.”

Hiç sanmıyorum.

Anlamış gibi yapmış olabilirdi.

“Ah, tabii. Senjougahara, buralarda yaşadığından bahsetmiştin. O zaman burayı adrese bakarak çıkarabilirsin, değil mi?

“Tabii, herkesin yapabileceği kadar.”

Bu tanımlama kulağa pek de güvenli gelmiyor.

Beni gerçekten çocuklara zorbalık eden biri olarak görüp görmediğini merak ettim Pedofili olmaktan bir adım daha kötüydü bu.

“‘Hey, Hachikuji. Uyanık olduğunu biliyorum, ölü taklidi yapıyorsun. Hadi şimdi kalk da bu bayana elindeki kağıdı göster.”

Eğildim ve Hachikuji’nin yüzünü kontrol ettim.

Gözleri bembeyazdı.

…Gerçekten kendinde değil…

Beyazlarını gösteren bir kız, rahatsız ediciymiş…

“Bir sorun mu var, Araragi-kun?…”

“Yok bir şey…”

Senjougahara’nın bakışlarından sıyrılmak için sırtımı kalkan olarak kullanıp, Hachikuji’nin yanaklarını iki-üç kez tokatladım. Şiddete katkı olsun diye değil, tabii ki, sadece onu uyandırmak için.

Ve Hachikuji kendine geliyor.

“Nnn… Bir sürü rüya gördüm.”

“Ay, gerçekten mi? Ne gördün?” Çok nazik olmaya çalıştım. “Söyle, Hachikuji-chan. Nasıl bir rüyaydı?”

“Barbar bir liselinin bana zorbalık edişini gördüm.”

“…Ah, rüyaların tersi çıkmıyor muydu?”

“Ah. O tür bir rüyaydı, değil mi?”

Elbette bilincini kaybetmeden hemen önce, bu anlattıkları rüya değil gerçekti.

Kalbimi parçalayan bir pişmanlık hissettim.

Hachikuji’nin kağıdını aldım ve hemen Senjougahara’ya verdim — Senjougahara almadı. Onun yerine, bana suyun donma noktasından daha soğuk gözlerle baktı.

“Ne? Alsana.”

“…Nedense, sana dokunmak istemiyorum.”

Ov.

Sözde alıştığım zehri, tam yerine ulaşmıştı…

“Sadece kağıdı alacaksın.”

“Senin temas ettiğin şeylere bile dokunmak istemiyorum.”

“…”

Benden nefret ediyor…

Senjougahara benden çok insani bir şekilde nefret ediyor…

Hahh… Çok garip, daha demin onunla konuşmak şaşırtıcı şekilde rahatlatıcı geliyordu…

“Peki, anladım, o zaman… Sesli okuyacağım, tamam mı? Hmm…”

Kağıtta yazan adresi okudum. Şükürler olsun, anlamını bilmediğim harfler olmadığından, akıcı bir şekilde okuyabildim. Senjougahara beni dinledi ve,

“Hm. Orayı biliyorum.” dedi.

“Güzel.”

“Eski evimin olduğu yerin biraz daha ilerisinde. Tam olarak yerinden emin değilim, ama görürsem daha rahat bulabilirim. O zaman gidelim mi?

Cümlesini bitirir bitirmez, Senjougahara topuklarının üzerinde döndü ve park girişine doğru yürümeye başladı. Çocuklara yardım etmemekle ilgili mırın kırın edeceğini düşünmüştüm ama şaşırtıcı bir şekilde, tahammül etmişti — yok, üstelik, Senjougahara kendini Hachikuji’ye tanıtmamıştı bile, hatta onun yüzüne bile bakmamıştı. O yüzden, bir şekilde, Senjougahara’nın çocuklardan nefret ettiği konusunda haklıymışım. Ya da, benim için gerçekleştirmek istediği o tek “dilek hakkını” şu an kullanıyordu.

Ahh.

Eğer bu doğruysa, hakkım tamamen boşa gitmişti…

“Peki bakalım… Hadi, Hachikuji.”

“Eh… Nereye gidiyoruz?”

Hachikuji’nin kafası karışmış görünüyordu.

Başka insanların konuşmasından tahminler çıkaramıyor muydu?

“Kağıtta yazan adrese gidiyoruz, tabii ki. Şu bayan orayı biliyor, sana rehberlik edecek. Şanslısın.”

“…Öff. Rehberlik, demek…”

“Hmm? Sen, kayıp falan değil miydin?”

“Evet, kayıptım,” Hachikuji dürüstçe kabullendi. “Ben kayıp bir salyangozum.”

“Ne? Salyangoz?”

“Hayır, b–” Başını salladı “Bir şey yok.”

“…Peki. Ah, o zaman, bayanı takip edelim! Adı Senjougahara, savaş alanında gibi. Huysuzluğu da aynı ismi gibi ama alışıyorsun, fenalığı bir yerden sonra alışkanlık haline geliyor. Ama aslında özünde beklenmedik şekilde dürüst, iyi bir insan. Hatta, fazla bile dürüst.”

“…”

“Yapma ama, hadi…”

Hachikuji hala kımıldamıyordu, o yüzden nazikçe elinden tuttum ve çektim, daha doğrusu, sürükledim, Senjougahara’yı takip ettim. Hachikuji ciyaklıyordu. “Ah, auh, au, ouuou,” Fok balığı ya da deniz aslanı gibiydi ama zorlu geçen kısa bir sürenin ardından, düşmeden beni takip etmeyi başarmıştı.

Bisikletimi daha sonra almaya karar verdim.

Şimdilik, 浪白 parkını arkamızda bıraktık.

Hala nasıl okunduğu hakkında en ufak bir bilgim olmadan.

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s