Mayoi Snail – 001

9Mayıs ayının on dördünde Hachikuji Mayoi’yle karşılaştım, günlerden pazardı.

Yurt genelinde Anneler Günü’ydü. Anneni sevsen de sevmesen de, aranız iyi olsa da olmasa da Japon vatandaşı olduğun sürece Anneler Günü’nden zevk almak için eşit şartlara sahiptin. Eh, Anneler Günü sanırım ABD’de türemiş. Bu muhtemelen size Noel, Cadılar Bayramı ve Sevgililer Günü’nün de aynı sırada gidip gitmediğini sorgulatıyordur, aman her neyse, Mayıs ayının on dördü, yılın 365 günü içerisinde karanfil giderinin tavan yapmasıyla övünen; ailede geri kalan herkesin aynı anda ayvayı yediği; “Omuz Masajı” ve “Ev İşine Yardım” kuponlarının kullanıldığı gündü. Bir saniye, o geleneğin hala sürdüğünden emin değilim, öyle ya da böyle o gün, Anneler Günü olarak hayat bulan Mayıs ayının on dördüydü.

O gündü.

O gün, sabahın 9’u.

Rastgele bir parkın bankında oturuyordum. Rastgele bir parkın bankında oturuyor, yapacak hiçbir şeyim olmadan, aptal bir mavilikte olan gökyüzünü aptal gibi seyrediyordum. Dahası, buranın neresi olduğu umrumda bile değildi, bildiğim tek şey burası sadece.. bir parktı.

Girişte “Park 浪白” yazıyordu.

Yazının “Namishiro” mu, yoksa “Rouhaku” mu, yoksa başka bir şey mi diye okunduğunu sorsanız, bilemezdim. Kelimenin kökenini, doğal olarak, bilemezdim. Bilsem de bir şey değişmezdi zaten. Bununla ilgili bir sorun olduğu da yok. Aklımda hiçbir hedefim olmadan buraya geldim, öylece canımın istediği yere rastgele ilerledim; bacaklarımın beni götürdüğü yere bir dağ bisikletiyle gittim ve bu parka ulaştım, ve hepsi buydu, tamam mı?

Ziyaret etmekle buraya varmak arasında bir fark var.

Ama burada benden başka farklı bir şey yoktu.

Bisikletim girişin yakınlarındaki park yerine park edilmişti.

Park yerinde, ihmal edilmiş, rüzgara açık ve yağmur alan, bisiklet ya da pas yığını olup olmadığı belli olmayan 2 şey vardı ve dağ bisikletimden başka ne bir bisiklet, ne de başka bir şey park edilmişti. Böyle durumlarda bir erkek, bisikleti asfaltta sürmenin doyasıya gösterişini yaşardı; ama, yani, böyle bir duruma gerek kalmadan her zaman yaşayabileceğin bir gösteriştir bu zaten.

Park epeyce genişti.

Öyle desem bile, basit ve oyun sahası bakımından oldukça fakirdi. Boş görünüyordu. Köşede bir salıncak ve el kadar bir kum havuzundan ibaretti; ne bir tahterevalli, ne bir oyun grubu, ne de bir kaydırak vardı. Bana, yani 3. senesini doldurmuş bir lise öğrencisine göre, burası nostaljik anıları canlandırmak için bir yer olabilirdi; ama bir o kadar da tersini düşünmemek elimde değildi.

Peki, neden bu kadar boştu, muhtemelen “o” tarz sebeplerden dolayıdır. Belki de oyun gruplarının çocuklar için potansiyel olarak travmatik sayıldığı ve mecburen iade edilmesi gerektiği, bu yüzden de önceden kurulmuş ekipmanların kaldırıldığı türden bir yerdi? Öyle olsa bile, başlangıçtaki düşüncelerim değişmezdi. Bence, lafını etmişken, salıncaklar kesinlikle en tehlikelisidir. Aman her neyse. Bu tarz mevzuların bana pek uğradığı olmaz; aksine, o tip kazalar başıma gelmesine rağmen mucize olarak sayılacak kusursuzlukta normal bir vücudum vardı:

Çocukken şansımı fazla zorlamıştım.

Nostaljiden farklı bir hisle, bunları düşünüyordum.

Ama.

Mayıs ayının on dördündeki ben, bir buçuk ay önce, çoktan normal sayılabilecek vücudu kaybetmiştim — kalbimin derinliklerine yerleşmiş hassaslığım hala bu gerçekliğin farkına varamamıştı. Cidden, birkaç ayda atlatabileceğiniz bir şey değildi. Muhtemelen hiç atlatamayacaktım.

Ama, düşündüm.

Oyun gruplarının korkunçluğunu göz önüne alsak bile, park aşırı derecede yalnız duruyordu. Gerçekten de, burada benden başka kimse yoktu. Bugün ülke genelinde pazar günü olması gerekiyordu. Elbette parkın eksiklikleri vardı, ama böyle geniş bir alanda çocuklar beyzbol atışları yapabilirdi. Yoksa, bugünün çocukları artık beyzbol oynamıyor muydu, veya futbol? Muhtemelen evde bilgisayar oyunları oynuyorlardır — ya da dersaneye gitmekle meşgullerdir belki? Ya da tüm çocuklar Anneler Günü hatrına bir günlüğüne uslu olmaya karar vermişlerdir.

Her türlü, pazar günü parkta yalnızdım, sanki tüm evrende yapayalnızmışım gibiydi — gidip çılgınca şeyler yapabilirdim çünkü gerçekten buranın sahibiymişim gibi duruyordu. Sanki artık eve dönmek zorunda değilmişim gibiydi. Çünkü sadece ben vardım, sadece bir kişi vardı… hm. Bekle, aslında, birisi var. Sadece ben değil. Oturduğum bankın tam karşısındaki açıklıkta, parkın köşesinde kalan metal ilan panosunun önünde, elindeki –yakın çevreyi gösteren– haritayı inceleyen bir ilkokul öğrencisi dikiliyordu. Arkadan neye benzediğini kestiremiyordum. Koca bir sırt çantası izlenimi veriyordu. Bir saniyeliğine bir arkadaş bulmuş gibi hissettim ve aklım dağıldı; ama bu ilkokul öğrencisi, haritaya biraz bakındıktan sonra bir şey hatırlamış gibi oldu ve parkı arkasında bırakarak uzaklaştı. Sonra yalnız kaldım.

Yine olmaz, diye düşündüm.

…Onii-chan, sen… Bir an kız kardeşimin sözleri zihnimde canlandı.

Dağ bisikletimle evden ayrılırken arkamdan fırlatılan sözler.

…Onii-chan, sen bu yüzden…

Evet.

Neyse işte, gökyüzünü seyrettiğim zamanki oturuşumu değiştirip, yerdeki bir noktayı seyretmeye başlarken homurdandım, başım ellerimin arasındaydı.

Kara bulutlar üzerime yağıyordu, daha çok gelgit dalgası gibiydi.

Yukarı bakıyordum, epey sakin ve rahatlamıştım. Bu sefer önemsiz biri gibi hissettim ve bu yüzden kendimden nefret ettim. Kendinden-iğrenmek herhalde en uygun tabirdi — normalde, mızmızlanan birisi değilimdir, “keder” kelimesine kafa atan birisi de değilimdir; ama arada bir, Mayıs ayının on dördü gibi, evet, bu tarz olaylı günlerde bir sebepten bu hale bürünürüm. Özel durumlar, benzersiz ortamlar. Bu şeylere karşı gerçekten çok hassasım. Rahatlığımı kaybetmeye başladım. Kaçmayı bile düşünüyordum.

Ah, normal günler en iyisi.

Lütfen yarın olmasına izin ver.

Sonuç olarak, bu ender durumdan — salyangozlu bir bölüm başladı. Geriye bakınca, eğer o şekilde hissetmeseydim, koca bölümün başlaması mümkün bile olmazdı.

Advertisements

4 thoughts on “Mayoi Snail – 001

    • Hala evime dönememek bir yana, hocamızın pislikliğine sınıfça bütünlemeye kaldık. Üzerine de kpss eklenirse yeterince meşgulüm lakin nefes almak için sahur boyunca çeviri yapıyorum :D

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s