Hitagi Crab – 004.2

3

“Sana teşekkür edeceğimi aklından bile geçirme.”

“Anladım.”

“Asıl senin bana teşekkür etmen gerek.”

“Anlamadım.”

“Neticede, o yara dışarıdan gözükmesin diye özellikle yanağının içinde olmasını sağladım.”

“…”

Nasıl düşünürseniz düşünün, söyledikleri tamamen bir saldırganın ağzından çıkıyormuş gibi: “Göze batmasın diye yüzüne değil de karnına vuracağım.”

“İyi de, yanağımı delip geçseydi her türlü dışarıdan belli olacaktı.”

“Ama derinin kalın olduğunu bildiğimden, bir şekilde sorun olmayacağına karar verdim.”

“Sevindim diyemem. Ayrıca “bir şekilde” demek de ne?”

“Önsezilerimin sadece %10 tutarlılık payı var.”

“Azmış.”

“Heeh~” dedi Senjougahara, aramızdaki mesafeyi koruyarak.

“Ama görünüşe göre önlemlerim gereksizmiş.”

“…öyle görünüyor.”

“Ölümsüzlüğün kullanışlı olduğunu söylesem kırılır mısın?”

Senjougahara’nın sorusu.

Cevapladım. “Artık değil.”

Bahar tatili olsaydı.

Birisi bana bunu söylemiş olsaydı… Ölürdüm. Ciddi bir yara almış olabilirdim.

“Kullanışlı diyorsan, kullanışlıdır. Değil diyorsan, değildir. Bu böyle.”

“Yani ikisi de değil demek istiyorsun, değil mi? İdrak etmesi oldukça güç.” Senjougahara omzunu silkti.

“Aynı ‘olası bir tehlike’nin tehlikeli olup olmamasına benzer bir durum.”

“‘Olası bir tehlike’ derken kullandığın ‘olası’ sözcüğü bile durumun pozitifliğine vurgu yapmıyor mu ama?”

“Yapıyor mu?”

“Her neyse, artık ölümsüz değilim. Sadece normalden daha hızlı iyileşebilen bir insanım, hepsi bu.”

“Hmm. Anladım,” dedi Senjougahara sıkılmış ses tonuyla.

“Üzerinde çeşit çeşit şeyler denemenin hayalini kuruyordum oysaki. Ne kadar üzücü.”

“Görünüşe göre bana söylemeden çeşit çeşit planlar yapmışsın…”

“Ne kadar kaba. Sadece sana ___ ve ___ yapmayı planlamıştım, o kadar.

“___ ne!?”

“Sadece o şeyi ve ötekini deneyecektim işte.”

“İtalik kısımları açıkla!”

Oshino genelde 4. katta olurdu.

Aslında bir asansör vardı, ama beklendiği üzere, çalışmıyordu. Doğal olarak, seçenekler ya asansörün tavanını kırıp kablolara tırmanmak ya da merdivenleri kullanmaktı. Kim ne düşünürse düşünsün, 2. seçenek daha makuldü.

Senjougahara’nın elinden tutarak, merdivenleri çıktık.

“Araragi-kun. Söyleyecek son bir şeyim var.”

“Nedir?”

“Böyle görünsem de, elbiselerimin altında, vücudum kesinlikle hapiste çürümeye değmez.”

“…”

Senjougahara Hitagi benden şüpheleniyor gibi.

“Dolaylı cümleleri anlayamıyor musun?  O zaman direkt olarak söylüyorum. Eğer gerçek doğanı ortaya çıkarır ve soyunup bana tecavüz etmeye kalkarsan, ne olursa olsun, senden kesinlikle intikamımı alırım.”

“…”

Tamamen sağduyu yoksunu ve utanmaz birisiydi.

Korkutucu bir insan.

“Cümlelerinden değil de, genel bir bakıştan ele alırsak.. Bana mı öyle geliyor yoksa kendine biraz fazla mı güveniyorsun, sanki kendini mağdur görüyormuşsun gibi?

“Hiç hoş değil. Bazı şeyleri cümleye dökmemek daha iyidir. ”

“Tamamen farkında mıydın!?”

“Neyse, şu senin Oshino gerçekten de bir harabede yaşıyor, değil mi?”

“Ah… Eksantrik birisi olduğunu söyleyebilirim.”

Senjougahara’nın sorularını cevaplamakta hala zorlanıyordum.

“-Gerçi bunu söylemek için artık çok geç- Buraya geleceğimizi daha önceden haber vermemiz gerekmiyor muydu? Sonuçta ondan yardım etmesini isteyecek olan biziz.”

“Senden böyle mantıklı şeyler duymak çok şaşırtıcı, ama malesef kendisinin cep telefonu yok.”

“Gerçekte nasıl biri olduğunu dışarıya göstermeyen bir tipe benziyor. Kulağa şüpheli geliyor. Yaşamını nasıl sürdürüyor?”

“Ayrıntıları pek bilmiyorum ama bizim mevzularda kesinlikle bir uzman.

“Hmm.”

Açıklamam gerçek anlamda bir açıklama gibi durmasa da, Senjougahara konuyu daha fazla uzatmadı. Belki de Oshino’yu nasılsa yakından göreceği için daha fazla soru sormaya gerek duymadı. Mantıklı bir yorumlama oldu.

“Ah, Araragi-kun, saatini sağ koluna takıyorsun, değil mi?”

“Hmm? Ah, evet.”

“Pusulan şaşıyor mu?”

“Solak olup olmadığımı soramaz mıydın?!”

“Doğru. Ee, solak mısın?”

“…”

Pusulası şaşan sensin.

Dördüncü kat.

Burası orijinalde bir dershane olduğu için, katlar sınıflara bölünmüştü – neredeyse tüm sınıfların kapısı kırıktı ve koridorlarla bütünleşmişti. Önüme çıkan ilk sınıfa göz atıp Oshino’ya bakındım.

“Demek geldin, Araragi-kun. Ben de seni bekliyordum.”

Oshino Meme oradaydı.

Lastik tellerle birbirine bağlanmış birkaç eski okul sırasından yaptığı eğreti yatağının üzerinde bağdaş kurmuş, bize dönük bir şekilde oturuyordu.

Sanki geleceğimi çoktan biliyormuş gibi. Her zamanki gibi – her şeyi tahmin edebiliyor.

Ve, Senjougahara – tamamen geri püskürtülmüştü. Oshino’dan ona bahsetmiş olsam bile Oshino’nun bu pasaklı hali, böylesine modern bir liseli kızın moda anlayışı için bir darbe olmalıydı. Elbette böyle bir çöplükte kim yaşasa hali perişan olurdu; ama benim gibi bir erkek bile Oshino’nun temiz olmaktan çok ama çok uzakta olduğunu söyleyebilirdi. Dürüst olmak gerekseydi, sadece onun temiz olup olmadığından bahsederdik. Ve tüm bunlar, psikedelik Hawaii gömleğinin yanında devede kulak kalırdı.

Bu kişinin benim kurtarıcım olduğu her aklıma geldiğinde şaşkına dönüyorum.

Hele ki Hanekawa’yla uzaktan yakından alakası yok.

“Ooh. Demek bugün başka bir kız getirdin. Seni hiç aynı kızla iki kez görmedim. Gerçekten, senin adına daha fazla sevinemezdim.”

“Kes şunu, beni o tip bir karakter gibi göstermeye çalışma.”

“Hmm – öyle değil misin?”

Oshino uzaktan Senjougahara’ya doğru bakıyordu.

Sanki onun arkasındaki bir şeye gözlerini dikmiş gibi.

“Tanıştığıma memnun oldum, ojou-chan. Ben Oshino.”

“Tanıştığıma memnun oldum. Ben Senjougahara Hitagi.”

Neticede, tanışmaları düzgün bir şekilde gerçekleşmişti.

En azından cümlelerine aşağılayıcı kelimeler eklememişti. Görünüşe göre eski kuşaktan insanlara karşı saygılıydı.

“Araragi-kun’un sınıf arkadaşıyım, bana senden bahseden oydu.”

“Ah – Anladım,” dedi Oshino anlamlı bir ses tonuyla.

Gözlerini yere çevirip bir sigara çıkardı ve dudaklarının arasına aldı, yakmadan. Pencereler, pencere olmaktan çıkmış, birkaç parça camdan başka bir şey olmayan haldeydi ve Oshino sanki uzaklarda bir şeyi işaret ediyor gibi gözüküyordu.

Ve uzun bir sessizliğin ardından, bana döndü.

“Düz kaküllü kızlardan mı hoşlanıyorsun, Araragi-kun?”

“O tip karaktermişim gibi konuşma, demiştim. Sadece loliconlar düz kaküllerden hoşlanır. Full House dizisinin yayında olduğu günlerdeki gençlik kuşağına beni katmaya çalışma.”

“Olur,” Oshino güldü.

Buna, Senjougahara kaşlarını çattı.

Sanırım ‘loli’ tanımlaması hoşuna gitmemişti.

“O zaman – Ona kendin sorsan daha iyi olurdu, ama neyse, Oshino – 2 yıl önce, o –”

“Benim hakkımda böyle gelişigüzel konuşma”, dedi Senjougahara kelimelerinin üzerine basarak.

“O zaman senden ne diye bahsedeyim?”

“Senjougahara-sama.”

“…”

Kafası yerinde mi?

“…Sen-jou-ga-ha-ra-sa-ma.” Uzun ve alay edercesine.

“Söyleyiş tarzını sevmedim. Düzgün söyle.”

“Senjougahara-chan.”

Parmaklarını gözüme sapladı.

“Kör olacağım!”

“Evet çünkü kabaydın.”

“İkisi nasıl birbirine eşit olabilir!?”

“Aşağılayıcı kelimelerim 40 gram bakır, 20 gram çinko, 15 gram nikel, 5 gram utanç ve 97 gram kinden oluşuyor.”

“Yani çoğunlukla kin, değil mi!”

“Bu arada, utançla alakalı kısım şakaydı.”

“En önemli bileşeni çıkardın!”

“Çok kafa şişiriyorsun. Sakinleşmezsen, bundan sonra sana “adet sancısı” lakabını takacağım.

“Kulağa intikam canavarı gibi geliyor!”

“Ne olmuş? Kelimeler ne anlama geliyorsa o işte, utanacak bir şey yok.”

“Bununla kin gütmek arasında hiçbir ilişki yok!”

Senjougahara hoşnut görünüyordu, Oshino’ya döndü.

“Bir şeyi merak ediyorum.” Sınıfın köşesini işaret ederken sadece Oshino’ya değil; ses tonundan anlaşıldığı kadarıyla hem Oshino’ya hem de bana konuşuyordu.

O köşede, genç bir kız vardı – Liseye henüz başlayamayacak kadar genç – dizlerine sarılmış halde. Başında eski bir pilot şapkası ve gözlükleriyle, beyaz tenli ve sarı saçlı yaklaşık 8 yaşlarında görünen bir kızdı.

“O velet de neyin nesi?”

“Kim” değil, “ne” diye sordu, yani Senjougahara’nın sezgileri kuvvetliydi. Her neyse, Senjougahara olmasa bile, sezgileri çok kuvvetli insanlar kesinlikle o kızla ilgili garip bir şeyler olduğunu sezebilirdi. Özellikle kız Oshino’ya endişeli gözlerle bakarken.

“Ah, onun hakkında endişelenmene gerek yok,” diye açıkladım, Oshino’nun bir şey söylemesine izin vermeden.

“Sadece orada oturuyor, bir şey yapmaz – sorun değil. O ne bir gölge, ne de bir cisim. İsmi, varlığı olmayan bir çocuk.”

“Ah, hayır, hayır, Araragi-kun,” Oshino böldü. “Gölge, cisim ve varlık kısmında haklısın; ama dün ona bir isim verdim. Golden Week boyunca epey işime yaramıştı, ayrıca bir isme sahip olmaması hiç hoş olmazdı. Hem – bir ismi olmazsa, canavar olarak kalacak.”

“Hmm – bir isim. Adını ne koydun?”

“Oshino Shinobu.”

“Shinobu – hmm.”

Tamamen Japonca bir isim.

Gerçi o kadar da önemi yok.

“Kılıcın altında bir kalp. İyi bir isim, sence de ona iyi gitmemiş mi? Ona soyadımı verdim. “Shinobu” Kanji karakterlerle yazıldığında ismimin bir parçası oluyor. İki amaca hizmet ediyor ve üç misli anlama sahip. Ağızlara layık bir isim, değil mi? Ben pek sevdim.”

“Gerçekten o kadar mühim mi?”

Daha çok, umrumda değil.

“Birçok isim düşündüm ve eleyerek Oshino Shinobu ve Oshino Oshino seçeneklerine düşürdüm; ama sonuç olarak fonetikle oynamak yerine, söylendiğinde kulağa daha hoş geleni seçtim. Bence Bayan Sınıf Temsilcisi, Kanji seçimimden oldukça mutlu olacaktır.”

“Güzel.”

Gerçekten umrumda değil.

Gerçi ‘Oshino” kısmı güzel.

“Dediğim gibi.”

Bu anlamsız muhabbetten yeterince bunalmış olduğunu belirten bir ses tonuyla, Senjougahara sordu,

“O velet de neyin nesi?”

“Dediğim gibi – hiçbir şey.”

Bir vampirin kalıntıları.

Güzel bir canavarın içi boş kalıntıları.

Ne dersem diyeyim bir faydası olmayacak, değil mi? Her neyse, Senjougahara’dan ziyade benim sorunumla alakalı. Yaşadığım sürece sırtlanmam gereken bir sorumluluk.

“Hiçbir şey, demek. Peki.”

“…”

Ne sıradan bir kadın.

“Babaannem wakumashiku biri olarak yetişirsem, sıradan biri olmamın önemi olmayacağını söylerdi hep.”

“Wakumashiku derken?” (ÇN: yakumashiku = silik/değersiz)

Yanlış telaffuz etti.

Oosodokkusu (ortodoks) kelimesini oodosokkusu olarak telaffuz etmek gibi.

“Daha da önemlisi.”

Senjougahara bakışlarını beyaz tenli ve sarı saçlı eski-vampir, yani Oshino Shinobu’dan Oshino Meme’ye çevirdi.

“Bana yardım edebileceğini duydum.”

“Ben mi? Mümkün değil,” dedi Oshino dalga geçercesine.

“Kendine sadece sen yardım edebilirsin, ojou-chan.”

“…”

Vaov.

Senjougahara’nın gözleri normalden iki kat daha büyük açıldı.

Açıkça şüpheli görünüyordu.

“Bugüne kadar aynı sözleri bana 5 kişi söyledi. Hepsi de dolandırıcıydı. Sen de onlardan biri misin, Oshino-san?”

“Hahhaa. Ojou-chan, kesinlikle çok enerjiksin. Başına iyi bir şey mi geldi?”

Neden böyle provoke eden kelimeler kullanırsın ki? Elbette onların işe yarayacağı bazı insanlar var, Hanekawa gibi; ama kesinlikle Senjougahara’da işe yaramaz.

Boy ölçüşmek için hep ileriye giden bir tip.

“Tamam, tamam.”

Arayı bulmak için isteksizce böldüm.

Kendimi zorla aralarına sokmuştum.

“Sakın bölme. Seni gebertirim.”

“…”

Tam şu an, bu kadın, gayet rahat bir şekilde, beni öldürmekten bahsetmişti.

Neden her zaman ateş hattındayım?

Bomba gibiydi.

Tanrım, onu tanımlayacak kelime bile bulamıyorum.

“Peki, o halde,” dedi Oshino düşünmeden, gergin havayı dağıtmak için.

“Eğer bana durumun hakkında hiçbir şey söylemezsen, bir yere varamayız. İnsanların aklını okumakta pek de iyi sayılmam. Konuşmazsan, sorunun kalbine inemem. Sırrını senin için gizli tutarım, o yüzden endişelenme.”

“…”

“Ah. Peki. O zaman ilk ben açıklayayım – ”

“Sorun değil, Araragi-kun.”

Senjougahara sözümü yine kesmişti.

“Kendim anlatacağım.”

“Senjougahara.”

“Kendim yapabilirim,” dedi.

Advertisements

13 thoughts on “Hitagi Crab – 004.2

    • Teşekkürler, şu günlerde Kırşehir’de hava müthiş ısındı her akşam eve güneş çarpmalarıyla dönüyorum (beyaz ten problemleri). O yüzden çeviri hızım biraz yavaşladı lakin çevirilerin durmayacağını duyurmuş olayım buradan :D

      • Aynı dertten muzdaribiz :) aksamada damlıyor bu bile yeter bize teşekkürler :D

    • Haha her bölüme üşenmemiş yazmışsın teşekkür ederim :D Yeni bölüm biraz uzun ve de benim üniversiteyle ilgili biraz yoğun bi dönemim olduğundan (son senem) biraz geç gelecek bunu da duyurmuş olayım buradan. Lakin kopmuş değilim, vakit buldukça ufak ufak ilerletiyorum

      Rehber kısmında çeviri durumunu görebilirsiniz. ^_^

      • Beklemekle sorunum yok. :D Bir çok sayfa vb. mangaları çevirip editliyorlar ancak light novel çeviren grup sayısı bir elin parmaklarını geçmez. Düzgün çeviren grup sayısı 1-2’dir. Bu yüzden senin tek başına Monogatari serilerini çevirmen bana göre çok yorucu ve zor bir iş. Bu yüzden aksaması ya da uzun sürmesi gayet doğal. Light novel’larda editlemekle ilgili bir şey olsaydı yardımcı olmak isterdim ama sadece yazıdan oluşuyor. Light noveli zor yapanda bu değil mi zaten.Gönül isterdi ki daha fazla grup veya çevirmen light novel çevirsin ama ne yazık ki sadece birkaç kişi çeviriyor. :D Uzun lafın kısası hem yeni bölümü çevirmede hem de gerçek hayattaki işlerinde kolay gelsin. :D

      • LN çevirmek çok ama çok zor çünkü elinde ne bir resim ne de bir animasyon var. Tamamen konuşmayı kafanda canlandırıp “acaba nasıl bir ortamda geçiyor” diye düşünmen gerekiyor. Animesinin uyarlaması da romanı aynen almak yerine üzerine kendi tarzlarını bolca kattıkları için tam anlamıyla canlandıramıyorum. Çoğu cümle ara sahnelerde geçiyor animede, burada direk bizzat konuşuyorlar :D

        Bir diğer sıkıntı da, İngilizce çevirinin de aynı evreden geçmiş olması. Yani LN olduğu için adam gelişigüzel çeviriyor. Bolca deyim falan kullanıyor, belki de İngilizce aslında yanlış çeviri nereden bileceksin :D Onu düşünerek “aslında burada ne demiş de İngilizce böyle çevrilmiş” diye hesaplaman gerekiyor. Bu yüzden zaten o kadar LN grubu yok, gerçekten çok zor bir iş. Hobi olarak yapmadığın sürece kimse katlanmaz :D Ben bu seriyi çok sevdiğim için hem okuyor hem de çeviriyorum. Bıkmıyorum o yüzden <3

        005'in gelmesi yakındır, %95 falan şu an. Bu akşam verebilirim.

      • Dilerim ki bu çeviri düzenli olsun. Çünkü dediğin gibi LN çevirmek zor iş ve düzenli olarak yapmak gerçekten de büyük bir uğraş gerektiriyor. Sen çevirdiğin sürece ben takipte kalacağım. Bundan emin olabilirsin. :D 006 için o zaman şimdiden kolay gelsin. :D Bu arada bölüm sayısı arttıkça sayfada ki kişi sayısı da artacaktır.
        İleri ki zamanlarda site için reklam yapmayı falan düşünüyor musun? Sadece meraktan sordum. :D

      • 005 = 006 + 007 + 008 gibi bir şey. 6 bitince 7 ve 8’i ardarda bile verebilirim çok kısalar gerçekten.

        Reklam düşünmüyorum, basit bir blog olmak yetiyor. Zaten bu LN’in İngilizce çevirisi de aynı bunun gibi sade bir wordpress blogundan ibaret.

        Twitter, facebook ve AnimeMangaTR forumunda paylaşıyorum. Gerisi okuyup sevenlerin takdirine kalmış, okumak isteyen zaten arayıp bulabilir Google’dan :D

      • Cevabın için teşekkürler. Bilgilendirme iyi oldu. :D O zaman 009 için şimdiden kolay gelsin. :D Sade bir blog olması fikri bence de gayet güzel bir fikir. Böyle ayrı bir havası olur. :D Burası böyle devam ederse sohbet alanı olacak. Darısı 006 ya da 009’un başına. :D O zaman tekrardan kolay gelsin. Çok uzattım ^__^

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s